Giriş Dünyanın birçok bölgesinde sismik bakımdan aktif olan yerlerin olduğu ve buralarda peşi sıra
yaşanan depremler sonucunda maddi manevi kayıplar verildiği bilinmektedir. Sismik aktivitenin
devam ettiği Türkiye, dünyadaki önemli 3 büyük fay hattı üzerinde bulunmakta olup yeraltı levha
hareketlerinden dolayı sıklıkla tektonik depremler yaşamaktadır (İlerisoy, 2019). Bu fay hatları;
Kuzey Anadolu, Doğu Anadolu ve Ege Grabenleri olarak ta adlandırılan Batı Anadolu Fay
hatlarıdır. Kuzey Anadolu Fay Hattı, Saroz Körfezinden (Çanakkale) başlayan ve Erzincan'a kadar
uzanan 1500 km uzunluğundaki aktif fay hatlarından biridir. Doğu Anadolu Fay Hattı, Hatay'dan
başlayan ve Bingöl'e kadar uzanarak Kuzey Anadolu Fay Hattı ile birleşen bir aks çizmektedir. Batı
Anadolu Fay Hattı ise batıdan doğuya uzanarak ilerleyen kuzeyden güneye sıra sıra dizilmiş fay
hatlarından oluşmaktadır (Gündoğan ve Karimzadeh, 2019). Buradan da anlaşılacağı üzere ülke
coğrafyasının tamamına yakını deprem bölgesi üzerinde konumlanmıştır. Bu açıdan deprem etkisi,
yapı tasarım kararlarında dikkat edilmesi gereken en önemli faktörlerden birini oluşturmaktadır.
Bir mimari tasarımın taşıyıcı sistem bilgisi ve malzeme bütünlüğü ile tasarlanarak depreme
dayanıklı form, biçim ve materyal seçimi ile tamamlanması gerekmektedir. Yaşanan depremler
sonrasında estetik açıdan beğenilen birçok yapıda ciddi strüktürel hasarlar oluştuğu bilinmektedir.
Özellikle Kocaeli depremi sonrasında incelenen yapılardaki hasarlar sonucunda Türkiye’de inşa edilmiş yapıların depreme karşı dayanımlarının çok düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu dönemden
sonra ülkenin sismik özellikleri gözetilerek yapılan binalarda deprem yönetmeliği gereği yapının
rijitliğinin ve sünekliğinin sağlanmış olmasına dikkat edilmiştir (Kuban, 2011).
Geçmişten günümüze deprem faktörünün mimari tasarım üzerindeki etkisi incelendiğinde
yapı fonksiyonlarının deprem hesaplarında önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Yapılardaki
mühendislik hesaplarının elde edilmesi sürecinde mimari tasarımın şekillenmesi ile sınırları çizilen
yapı fonksiyonlarına göre bina önem katsayıları belirlenmektedir. Deprem sırasında ve sonrasında
binanın kullanım amacı veya türüne bağlı olarak öngörülen performans hedeflerine yönelik olan bu
katsayı sınıflandırması içerisinde, insanlar tarafından sıklıkla ziyaret edilen, yoğum insan barındıran
ve kullanım ihtiyacı bakımından geniş açıklık gerektiren camiler önem derecesi yüksek yapı grubu
içerisindedir. Ek olarak camilerin mimari sorumlulukları açısından da toplumsal hayatın kesintiye
uğramaması ve sosyolojik açıdan bir yıkım yaşanmaması için önem dereceleri artmaktadır.
Cami mimarisinin ilk dönemlerinde, kare formlarla inşa edilen bu yapılara zamanla avlu
eklenerek kapalı mekânları genişletilmiş, minareler ilave edilmiştir. İslamiyetin kabulünden
Osmanlı Dönemi camilerine kadar benzer tip plan şemasının farklı formları halinde gelişimini
sağlamaya devam etmiştir. Ancak yapım teknolojilerinin gelişmesi ile hem dönemin teknolojik
malzemeleri kullanılmış hem de kimliksel biçim arayışları yaşanmıştır. Günümüzde de camiler
Türk-İslam birlikteliğinin simgesi olma özelliğini korumakta olup günümüz mimari izlerini taşıyan
farklı tasarımlar kurgulanmaya çalışılmaktadır. Özellikle son yüzyılda betonarme ve çelik
malzemelerinin kolay ve etkin kullanımı ile cami mimarisi istenilen form ve yükseklikte inşa
edilebilmektedir. Farklılık oluşturmak adına dinamik yüklere karşı yeterince hassas kurgulanmayan
binalarda ise deprem gibi doğal afetler sonrasında yapının büyük hasarlar aldığı gözlemlenmiştir
(Uzun, 2017).
Bu çalışmanın amacı 21.yy'da inşa edilen betonarme cami yapılarının deprem dayanımlarını
etkileyen mimari tasarım kararlarını deprem yönetmeliği kuralları ışığında ele almaktır. Ayrıca,
estetik ile harmanlanan mimarlık ve bir yapıda sağlanması gereken en önemli kriter olan can
güvenliği ilişkisinde taşıyıcı sistem ve yapı malzemesi tercihleri irdelenerek oluşan yeni cami
formlarının deprem faktörü ile şekillenmesini incelemektir. 2. Materyal ve Metot Çalışma, nitel analiz yöntemi olan Veri Toplama Analiz Metodu ile yapılmıştır. Teori
oluşturmayı temel alan bir anlayış içeren bu yöntemde gözlem ve doküman analizi aşamaları il algıların ve olayların gerçekçi ve bütüncül bir biçimde ortaya konmasına yönelik nitel bir süreç
izlenmiştir (Yıldırım, 1999).
Yapılan çalışmada Türkiye’de 20. yy ve 21. yy’da inşa edilen camilerin literatür taramaları ve
doküman analizleri ışığında konumları tespit edilerek deprem haritası üzerinde yerleri
işaretlenmiştir. İşaretli yapılar içerisinden Türkiye’deki aktif fay hatları üzerinde yer alan camiler
belirlenerek envanter tablosu oluşturulmuştur. Bu tabloda yer alan camilerden; yapı tipleri, üst
örtüleri, yapı hacimleri, strüktür ve yapı malzemeleri açısından farklılık gösteren 10 adet cami
tasarımı seçilerek toparlanan veriler doğrultusunda analizleri yapılmıştır. Analizler, deprem
yönetmeliğinde yer alan yatayda ve düşeyde düzensizlik konuları kapsamında ele alınmış ve
değerlendirme tabloları oluşturularak karşılaştırma yapılmıştır. Karşılaştırma sonucunda deprem
bölgesinde bulunan çağdaş camilerin tasarımında öncelikli olarak tercih edilen hususlar
belirlenmiştir. İncelemeye alınan projeler büyük Marmara depreminin sonrasında inşaatı
gerçekleştirilen çağdaş cami uygulamalarından seçilmiştir. Değerlendirmeler sırasında cami
mimarisinin önemli bileşenlerinden olan ancak yapısal davranışları bakımından farklı davranan
minareler kapsam dışında tutulmuştur. Çalışma kapsamında camilerin kütlesel tasarımına yönelik
araştırması yapılarak, deprem yönetmeliklerinde belirtilen planda ve düşeyde düzensizlik durumları
incelenmiş; sayısal analizler çalışma kapsamının dışında tutulmuştur.
Deprem, Çağdaş Cami, Plan Tipleri, Yapısal Düzensizlik, Modern Cami, Strüktür, Taşıyıcı, Marmara Depremi